SosyalMedya,BedenAlgısıveTabağınız
Bitirme projemde tam olarak bunu araştırdım: ekranda geçirilen zaman ve görünüm odaklı içerikler, üniversite öğrencilerinin beslenmesini nasıl şekillendiriyor?
Dyt. Ece ÖztürkDiyetisyen30 Haziran 20269 dakika okuma
Lisans bitirme projemi, TÜBİTAK destekli bir çalışma kapsamında şu soru üzerine kurduk: üniversite öğrencilerinde sorunlu sosyal medya kullanımı ve görünümle ilişkili sosyal medya bilinci, sürdürülebilir ve sağlıklı beslenmeyi nasıl etkiliyor?
Konuyu seçmemin nedeni klinik gözlemdi. Stajlarım sırasında ve çevremde, beslenme bilgisi son derece yüksek ama beslenme davranışı kaotik olan çok sayıda genç gördüm. Bilgi eksikliği yoktu; bilgi fazlası ve karşılaştırma vardı.
"Görünüm odaklı sosyal medya bilinci" ne demek?
Literatürde bu kavram, kişinin sosyal medyada kendi görünümünü ne kadar izlediğini ve başkalarının görünümüyle ne sıklıkta karşılaştırdığını tanımlar. Yüksek olduğunda şu davranışlar birlikte artar:
- Fotoğraf paylaşmadan önce uzun süre düzenleme yapma
- Beğeni sayısını beden algısıyla ilişkilendirme
- Yemek yerken "bu paylaşılabilir mi" filtresinden geçirme
- Kendi bedenini sürekli başkalarınınkiyle kıyaslama
Bu döngü beslenmeyi doğrudan etkiliyor çünkü yemek, bir noktadan sonra beslenme değil görüntü yönetimi aracı haline geliyor.
Ekranın tabakta bıraktığı üç iz
1. "Temiz beslenme" baskısı ve ortoreksiya riski
Sosyal medyada besinler giderek daha keskin biçimde iyi/kötü diye ayrılıyor. Bu ikili düşünce zamanla ortorektik eğilimlere zemin hazırlıyor: yeme davranışının aşırı kurallaşması, "yanlış" bir şey yendiğinde yoğun suçluluk, sosyal ortamlardan kaçınma. Tuhaf olan şu — bu tablo dışarıdan çok sağlıklı görünüyor, oysa yaşam kalitesini ciddi biçimde düşürüyor.
2. Karşılaştırma yorgunluğu ve kısıtla–boşal döngüsü
Sürekli düzenlenmiş bedenler görmek, gerçekçi olmayan bir referans noktası yaratıyor. Bu referansa ulaşmak için katı kısıtlamalar başlıyor; kısıtlama biyolojik olarak sürdürülemediği için kaçamakla sonuçlanıyor; kaçamak suçluluk üretiyor; suçluluk daha katı bir kısıtlamaya yol açıyor. Klasik kısıtla–boşal döngüsü.
3. Dikkatsiz yeme
Bu en sinsi olanı. Ekrana bakarak yemek yediğinizde, doygunluk sinyallerini fark etme kapasiteniz düşüyor. Aynı öğünü ekransız yiyen biri daha erken doyduğunu fark ediyor ve o öğünü daha doyurucu hatırlıyor. Yani mesele sadece ne yediğiniz değil, yerken nerede olduğunuz.
Sosyal medya kötü değil. Sorun içeriğin kendisinde değil, karşılaştırmanın kesintisiz hale gelmesinde.
Peki ne yapmalı? Uygulanabilir sekiz adım
- Akışınızı temizleyin. Bir hafta boyunca her içeriği tek soruyla değerlendirin: "Bunu gördükten sonra bedenim hakkında daha kötü mü hissediyorum?" Cevap evetse sessize alın. Takibi bırakmak zorunda bile değilsiniz.
- Kaynağı kontrol edin. Beslenme önerisi veren hesabın diyetisyen (Beslenme ve Diyetetik mezunu) olup olmadığına bakın. "Beslenme koçu" ve benzeri unvanlar Türkiye'de korumalı meslek unvanları değildir.
- Kesin cümlelere şüpheyle yaklaşın. "Şunu asla yemeyin", "bu besin toksindir" gibi ifadeler bilimsel değil, algoritmiktir. Bilim genellikle "bağlama göre değişir" der; bu cümle viral olmaz.
- Öğünleri ekransız yiyin. Günde bir öğünle başlayın. En kolayı genellikle kahvaltı ya da öğle.
- Bedeninizi takip etmek yerine işlevini takip edin. Aynada ne göründüğü yerine, merdiven çıkarken nefesinizin ne durumda olduğuna, gün ortasında enerjinizin nasıl olduğuna bakın.
- Tartıyı doğru konumlandırın. Günlük tartılmak, doğal sıvı dalgalanmalarını "başarısızlık" gibi okumanıza yol açar. Haftada bir, aynı gün ve aynı koşullarda yeterli.
- Ekran süresini ölçün. Telefonunuzun ekran süresi raporuna bakın. Çoğu kişi tahmininin oldukça üzerinde çıkıyor; farkındalık tek başına süreyi düşürüyor.
- Yardım istemekten çekinmeyin. Yeme davranışınız gün içinde belirgin bir yer kaplıyorsa, sosyal hayatınızı kısıtlıyorsa veya yoğun suçluluk üretiyorsa bu bir diyetisyen ve gerektiğinde psikolog eşliğinde ele alınmalı.
Projeden aklımda kalan
Bu çalışmayı yaparken en çok üzerinde düşündüğüm nokta şuydu: beslenme eğitimi verirken genelde bilgi aktarıyoruz — porsiyon, kalori, besin öğesi. Oysa bilgiye erişimin bu kadar kolay olduğu bir dönemde asıl eksik olan, o bilgiyi kendi hayatına, kendi bedenine ve kendi psikolojisine göre süzebilme becerisi.
Danışanlarımla çalışırken bu yüzden yalnızca "ne yiyeceğiz" konuşmuyoruz. Nereden bilgi aldığınızı, hangi hesapları takip ettiğinizi, aynaya baktığınızda ne söylediğinizi de konuşuyoruz. Çünkü tabaktaki değişim, çoğu zaman oradan başlıyor.

